KIB-TEK ve ÇEVRE
KIB-TEK ve ÇEVRE
Son yapılan zamlardan sonra Kıb-Tek bir kez daha gündemde. Aslında kurum yıllardır fiyat tarifeleri, üretim miktarları, özelleştirme, özerkleştirme ve yarattığı çevre kirliliği nedeni ile tartışılmakta. Hiçbir plan ve program hazırlanmadan, ortaya veriler konmadan sadece yasa gereği veya kurum batmasın denilerek yapılan zammı kabul etmek pek mümkün değil. Ancak ben bu yazımda kuruma zam odaklı değil, çevre odaklı yaklaşmak istiyorum.
Tabii ki kuruma çevre açısından bakacaksak, özellikle santrallerle ilgili bazı bilgileri ortaya koymak gerekiyor. Kurumun üretimle ilgili kısa bir tarihçesine bakarsak; ülkemiz, 1974’ten sonra uzun süre elektrik ihtiyacını Rum kesiminden sağlamıştır. Bu enerjinin kesilebileceği düşüncesiyle ilk üretim santrali Dikmen köyü civarına, daha sonra ise Teknecik bölgesine inşa edilmiştir. 1977 yılında bu iki santralin kurulu gücü 30 MW olan gaz türbin santralleri idi ve ikisi de yeniydi. 1982 yılına kadar Rum tarafından gelen enerjinin devam etmesi nedeniyle inşa edilen santraller sadece belli aralıklarla deneme amacıyla çalıştırılmaktaydı.
1982 yılından sonra ise Rum kesiminin günde 2 saat elektrik kesintisine gitmesi, politik durumdaki gelişmeler ve enerji ihtiyacının artması ile 1985 yılında Teknecik Santralindeki ilk santrallere ek, 15 MW’lık bir gaz turbini (ikinci el) daha eklenmişti. 1988 yılına gelindiğinde ise tam kapasite çalışan santraller ve Rum tarafından verilen kısmı enerji ile ülkenin tüm elektrik ihtiyacı karşılanıyordu. Ancak artarak devam eden enerji ihtiyacı, kurumu yeni yatırımlar yapmaya zorlamaktaydı. Bu nedenle 90’lı yılların başında 2x60 MW’lık fuel-oil yakıtlı termik santral yapımına gidilmiştir. Bu gelişmeler devam ederken, 1996 yılında Rum tarafı bizlere enerji vermeyi tamamen kesmiştir ve 1996-2002 yılına kadar elektrik ihtiyacımız yapılan bu santraller vasıtasıyla sağlanmıştır.
2002 yılında Kurum, Aksa firması ile kira sözleşmesi imzalayarak, elektrik enerjisi alımına gitmeye karar vermiştir. Böylece 2003 yılında Aksa Enerji firması, şu anda kurulu gücü 6x17.5 MW’lık olan santrallerini devreye sokmuştur. Ancak ülkenin gelişmesi, artan nüfus enerji ihtiyacını artırmaya devam etmiştir. Bu ihtiyaç kurumu bir kez daha yatırıma zorlamış ve Teknecik’e 4 dizel santral daha ihale edilerek üretime başlamıştır.
Öte yandan çevre açısından bakarsak, dünyada da çevre duyarlılığının 60’lı yılların sonunda ve 70’li yılların başında artmaya başladığı düşünülürse, ilk yatırımlarda çevre konusunun düşünülmesi gerçekçi olmazdı. Özellikle 90’lı yıllarda başlanan yatırımlarda, dünyada çevre konuları ön planda iken bizde halen daha ön planda değildi. Ancak artan kapasite ve üretim, bacadan çıkan kirletici miktarlarını artırmış ve ülkemizdeki çevre duyarlılığının da artmasıyla, kuruma ait Teknecik Elektrik Santralini zaman zaman ülke gündeminin ön sıralarına taşımıştır. Şu andaki durumda ve mevcut yerel mevzuata göre, Teknecik Elektrik Santralinden çıkan baca gazından sadece kükürt dioksit gazı standardın üzerindedir. Bunu istenen standarda indirmek için kısa vadede daha kaliteli yakıt (daha az kükürt içeren) kullanılması yeterli olacaktır. Uzun ve kalıcı çözüm ise baca gazı arıtım sisteminin kurulup, etkili ve verimli bir şekilde çalıştırılmasıdır. Bu iki yöntem de Kuruma bir maliyet getirecektir ancak ne yazık ki halen daha bu yatırımlar maliyeti artıracağı ve yeterli finansman olmaması bahane gösterilerek bugüne kadar yapılmamıştır.
Maliyetin artacağı bir gerçektir. Çok kabaca bir değerlendirme yaparsak böylesi tesislerde santral kurulum miktarının yaklaşık üçte biri kadar bir yatırımın baca gazı filtre sistemi için ihtiyaç olduğu hesaplanmaktadır. Kurumun yaptığı yatırımların maliyetini düşünüldüğünde bunun milyonlarca TL olacağı söylenebilir. Buna ek olarak, arıtma sistemin işletmesi de ayrı bir maliyettir. Tabii bunların doğru bir şekilde hesaplanması ve buna göre planlama yapılması çok önemlidir. Çevre konularında fayda maliyet analizi yapılırken, kirletici gazlardan oluşabilecek zararların ortadan kaldırılmasının çok daha maliyetli olduğu bilinmektedir. Uzun vadede insanlarda olabilecek hastalıkların tedavi edilmesine veya çevrede oluşan kirliliğin önlenmesi için harcanacak bütçeye bakıldığında harcanan para çok daha maliyetli olacaktır. Tüm bunlara ek bazı zararların ise geri dönüşü mümkün dahi olamayacaktır.
Peki! Kıb-Tek’de durum böyle iken kurumun sözleşme yaptığı Aksa’da durum ne. Aksa ilk kurulum sırasında baca gazı arıtma sistemini kurmuştu. Ancak yapılan sözleşmede yer alan bir maddede kurulan filtreyi işletmediği takdirde ödeyeceği ceza, filtreyi işleteceği maliyetten daha düşük olduğu için firma bu sistemi işletmemiştir. Ancak son zamanlarda kamuoyu baskısı ile şirket sistemi devreye koymak için çalışmalar başlatmıştır. Kısa bir süre devreye giren sistemde oluşan arıza giderilememiş ve yine kirli baca gazları atmosfere verilmeye devam etmiştir. Şirket bu konuda çalışmalarına devam ettiğini ve arızanın kısa sürede giderileceğini söylemektedir. Çağdaş ülkelerle kıyaslandığında bu iki santralle ilgili en büyük fark; böyle bir sistemi olmayan santrallerin faaliyete alınmaması veya faaliyetin durdurulmasıdır. Tabii bizde böyle bir durum olsa, ülke enerjisiz kalacaktır.
Aslında bu tip santrallerin tek yarattıkları çevre sorunu baca gazı emisyonları değildir. Bu tip santrallerin yakıt depolamaları ve yakıt depolamanın yarattığı çevresel riskler her zaman geçerlidir. Bunun en görünür örneği de Aksa Santralinde yaşanan kazadır. Ayrıca yakıt depolarında da sızıntı bir başka risktir. Yaratılan bir başka çevre sorunu soğutma suyudur. Tesiste soğutma amacıyla kullanılan su, ısınmakta ve alıcı ortama verildiği zaman (ki bizlerde bu denizdir), bölgedeki deniz ekosistemini etkilemekte ve zamanla değiştirmektedir. Yine iyi bir yağmur suyu yönetimi bu tesislerde çok önemlidir. Kirlenen yağmur suyunun toplanması ve iyi bir şekilde yönetilmesi gerekmektedir. Tüm bunlara ek olarak oluşan atıkların da doğru yönetimi bir başka yapılması gerekendir.
Yukarıdakilere ek olarak kurum, son zamanlarda dünyada hızla artan ve gelişen yenilenebilir enerji konusunda acaba ne yapmıştır? İşte size cevabı. 2011 yılında Yenilenebilir Enerji Yasası yürürlüğe girmiştir. Ancak bu konuda bugüne kadar büyük kapsamlı bir yatırıma izin verilmiş değildir. Sadece AB finansmanları ile 3.77 Milyon Avroya Serhatköy bölgesine bir tesis inşa edilmiştir. 2010 yılında ihaleye çıkılarak 2011 yılında tamamlanan tesis, ilk yıl 1.26 MW’lık elektrik (toplam üretimin yaklaşık %0.4’ü) üretmiştir. Tesis yüksek verimlilikle çalışmakta ve ileride kurulacak büyük kapasiteli tesisler için de güzel bir örnek oluşturmaktadır. Bölgede yapılan tespitlerde, yıllık ortalama güneşin 1700 saati aştığı görülmektedir. Yani uygulama ile bize ülkemizin güneş enerjisi santrallerine çok uygun olduğunu göstermektedir.
Tüm bu konulardan sonra enerji sektörümüzün çevre notu pek parlak değildir. Üstüne hükümetin bir de yaptığı bu son zammı gerçekten kabullenmek zordur. Belki birçok kişi bana kızacaktır ama keşke bu zam, baca gazı arıtım sistemi kurulması ve işletilmesi için yapılsaydı. Böylece en azından bir tarafından tutulur bir yanı olurdu.
Görüşmek üzere…
Yorumlar
Yorum Gönder